Önemli Şahsiyetler

İBRAHİM EFENDİ
(1854 – 1934)

İbrahim Efendi,1854 yılında Evciler Köyünde doğmuştur. İbrahim bey oğullarından Hoca Halil'in(Hocalar Sülalesi) Oğlu'dur. Kırkağaçta büyük hocalar tarafından eğitim almış ve müderris(şu zaman ki tabirle üniversite hocalığı) olmuştur. 1884 – 1904 yılları arasında İvrindi de 318 talebeyi yetiştirmiştir. İbrahim Efendi herkes tarafından tanınan, Allah dostu, kerametlerle dolu büyük bir zattır. Her gün düzenli bir şekilde tespih duası, kitap dersleri, Kuranı Kerimde 7 sure okurdu. Okuduğu o 7 sureye de 7 kardeşler derdi.( B u 7 sure: Sureyi Yasin, Sureyi Taha, Sureyi Duhan, Sureyi Rahman, Sureyi Vagia, Sureyi Mülk, Sureyi Fetih'dir.) Oğlu Nuri Hoca evde olduğu zaman “Melekler okuyor sizde okuyun” derdi. Burhaniye li Hafız Nurettin'i bilmeyen yoktur . Oda büyük hocalardan biridir. Evciler Köyüne yağmur duasına geldiğinde İbrahim Efendinin büyüklüğünü şöyle anlatıyor; benim 50 yaşından yukarı sözüm yok. Çünkü onlar İbrahim Efendiyle yaşamışlar ve onun suyundan içmişlerdir. Benim sözüm 50 yaşından küçük olanlara diyordu. Yine Hafız Nurettin İbrahim Efendi için Kamil İnsan diyor. İvrindili Hasan Efendi Hocada, İbrahim Efendiyi sebep göstererek Evcilerin yeri göğü Nuri ilahi derdi. Düğünlerde İbrahim Efendinin evinin önünden geçerken davul zurna çalınmazdı. Ülkemizin yakın tarihi enteresan hadiselerle doludur. Öyle ki bu hadiselerin çoğunun benzeri dünya tarifinde görülmemiştir. Türkiye bin yıllık İslam diyarıdır. Asırlar boyunca İslam aleminin önderliğini yapmıştır. Bu öderliğin yapılmasında İbrahim Efendi gibi büyük hocaların rolü çok fazladır. Balıkesir de İbrahim Efendi geliyor dendiği zaman, o zamanın milletvekilleri Hasan Basri Çantay, Mehmet Vehbi Bolat, Abdullah Fur Iştın Paşa Camiin önünde karşılarlardı. Balıkesir de Keçeci Hafız( Eski Palas Otelinin sahibi) her ramazanda İbrahim Efendiyi bir ay misafir ederdi. 1896 doğumlu Hüseyin Çakır anlatıyor. “1915 yılı, Çanakkale Harbinin en şiddetli olduğu zaman Aşağı Camii'nin içinde kılıcı eline almış bir o duvara bir bu duvara Allah Allah diyerek koşturuyor, Çanakkale deki Türk askerine yardımcı oluyor. Daha sonra Hüseyin Çakırı fark ediyor ve ona “ Oğlum Hüseyin o uncazı karnında saklayamadın mı?” diyor. Bundan belli bir süre sonra Çanakkale Savaşında gazi olan birkaç kişi oğlu Nuri Hocaya İbrahim Efendiyi gördüğünü anlatıyor. Bir gün cemaate dönüp oklava şeklindeki ucu püsküllü bastonu sallıyor, sordukların sorduklarında ise Çanakkale de Mehmetçiği esir aldılar onu kurtardım diyor. Balyadan Arabacı Abdullah Evciler Köyüne İbrahim Efendiyi görmeye geliyor ve işini de gördükten sonra gece yarısı gitmek istiyor. Ama İbrahim Efendi şimdi gitme, yarın gidersin dediyse de gitmesine engel olamıyor. Arabacı Abdullah atına atlayıp yola çıkıyor ve İbrahim Efendi arkasından ne yapalım, biraz sonra dönersin diyor. Arabacı Abdullah Çatal Köprü tarafına geliyor ve atını dereden geçiremiyor, geçiremeyince geri dönüyor. İbrahim Efendi onu görünce “yerin hazır, şuraya yat, ben seni yarın erken saatte kaldırırım” deyip yatırıyor. Ogün de Çatal Köprüye eşkıyalar pusu kurmuş, at onları hissedip dereden geçmek istememiş. Mallıcadan Evciler Köyüne yaşlı bir dede geliyor ve İbrahim Efendinin torunu Bahattin Hafızın elini öpmeye çalışıyor. Bahattin Hafız kendinden yaşça büyük o dede ye elini öptürmemeye çalışsa da engel olamıyor. Bahattin Hafıza “emir edebin üstündedir, önce iki defa ben öpücem, daha sonra sen öpersin” diyor. O dede bu İbrahim Efendi için bu Nuri Hoca için deyip Bahattin Hafızın ellerini sonra gözlerini öpüyor, daha sonra da kendi ellerini öptürüyor. Mallıcalı bu dede Bahattin Hafıza “ benim dedem Mallıcalı Halil Efendi. Benim dedemle İbrahim Efendi her gün selamlaşıyordu..(Selamun Aleyküm Halil Efendi, Aleyküm Selam İbrahim Efendi) ve ben bunlara şahit oldum.”deyip ekliyordu. Kabenin altında altından bir oluk vardır. Bir gün torunu Huriye Ablaya “kızım bak altın oluğun altında namaz kılıyoruz” diyor. Ayanzade Hoca Efendi Kırkağaç da İbrahim Efendi gibi bir müderris. Bir gün İbrahim Efendi Ayanzade Hoca Efendiyi Hatim Duasına çağırıyor. Ama Ayanzade “kusuruma bakma, mazeretimden dolayı gelemeyeceğim, yalnız yevmi mezkurde(zikredilen günde) duada bulunurum” diyor. İbrahim Efendi de ertesi günün sabah namazının İftidah Tekbirine yetişemiyor. O üzüntüyle Hüseyin Şahan(Kırmızı)'ın getirdiği eşek odunu dediğimiz odunu alıp, Havranlı Osman Efendi ye “al şu odunu bana vur! Ahiret günahlarım silinsin..Allah dan Ayanzade Hoca Efendi namazda yoktu.” diyor. Osman Efendi de “olmaz olur mu, Hafızın karşısında İmamı Şafinin yanındaydı” cevabını veriyor. Topuzlardan bir kişi anlatıyor. Atatürk Balıkesir den Körfeze giderken bütün halk Osmanlara toplanmış, İbrahim Efendi de bir ağaç altındaymış. Acelesi olduğundan halka selam vermiş, İbrahim Efendinin de elini öpmüş ve oradan ayrılmış. Yunan İşgali zamanı, Yunanlar Balyayı ele geçiriyorlar ve Yunan Kumandanı İbrahim Efendiyi çağırıyor. İbrahim Efendi binaya girer girmez bina sallanmaya başlıyor. Kumandan korkuyor, hocam seni yanlış getirmişler deyip gönderiyor. Bir gün yatar vaziyette oğlu Nuri Hocayı yanına çağırıp, “misafir yola çıktı, geliyor, sarıklı, ince beyaz sakallı”dedi. Nuri Hoca misafirin nereden geldiğini tahmin ederek sorduysa da bilemiyor. İbrahim Efendi o esnada “Allahım beni çocuk eline bırakma”diye dua ediyor. Peygamber Efendimiz de ona “hiç merak etme, seni idip eylicek” cevabını veriyor. Daha sonra İbrahim Efendi Nuri Hocaya “misafir yola çıktı, geliyor” dedi. Kısa bir ardan sonra Gönen Çoban Dede Köyünden Süleyman Efendi geldi ve “nasılsın?” dedi. Elhamdülillah cevabını aldı. Sen nasılsın diye sorulduğunda, elhamdülillah cevabını 3 defa tekrarladı. İbrahim Efendi ruhunu teslim ettiği sırada Nuri Hoca babasının kalbinin attığını söyledi, Süleyman Efendi de onun kalbi durmaz dedi. Ve böylece İbrahim Efendi 16 Ağustos 1934 yılında saat 12:00 de vefat ediyor. Süleyman Efendi İbrahim Efendiyi yıkadıktan sonra kayboluyor. NOT: Torunu Nuri Hocanın oğlu Hafız Bahattin Kılıç dan alınan bilgilerle oluşturulmuştur.  
  SÜLEYMAN EFENDİ
(1848 – 1916)

Süleyman Efendi 1848 yılında Evciler Köyünde doğdu. Hacı Süleyman'ın torunu Hacı Mehmet Efendi nin de dört çocuğunun en büyüğüdür. 37 yaşlarında evlilik yapıp, Hüseyin, Münire, Hanife ve Zehra isminde dört tane çocuğu olmuştur. Hanife ismindeki kızı İbrahim Efendinin oğlu Müftü Nuri Kılıç la evlidir. Küçük yaşlarda Kırkağaç Medresesinde bir müddet hukuk eğitimi aldıktan sonra, savcılık rütbesine ulaşdı. Amcası askeriyede üst düzey görevli olması sebebiyle Süleyman Efendi nin değişik önemli yerlerde görev yapmasında büyük payı oldu. Bursa da Osmanlı Vakıflar Medresesinde 40 sene çalıştı. Dört dinin kitabını inceleyip, bir kitap çıkarttı. Vakıflarda çalıştığı zamanlarda askeriyede de hukuk dersleri verdi. Askeri toplantılara çok katılırdı. Köy ve civarında incelemeler yapıp, rapor tutardı ve askeri toplantılara sunardı. Askeriyede görev yaptığı zamanlarda maaşını vakıflardan aldı. Mustafa Kemal 1897 – 1899 yıllarında Manastır Askeri İdadisinde okurken, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına hukuk dersleri verdi. Yazları izne geldiğinde bu civarın sözü geçen hocaları onların evinde toplanır, 15 – 20 gün sohbet programları yaparlardı. İbrahim Efendiye hukuk dersleri verirdi, İbrahim Efendiden de takva dersleri alırdı. Bir öküz arabası yükü hukuk kitabı vardı. Askeri bağlantılı olması sebebiyle eşkıyalar kitapları talan edemiyordu. Öldükten sonra bütün kitapları dağıldı. Çok kuvvetli birisiydi. Bir söveni(ağaçtan tarla direği) yere koymadan havada sivril diyordu. Elinden bütün işler gelirdi. Emekliye ayrıldığı zaman çiftçilik, ustalık vb. yapmıştır. Ölmesine bir sene kala Bursa ya Kadılık teklif etmişler ama kabul etmemiştir. 1916 yılında köyümüzde vefat etmiştir. Mezarı köyümüz mezarlığındadır. Öldükten sonra oğlu Hüseyin Yapıcı'yı Fevzi Çakmak 2-3 defa ziyarete gelir. Bir gün Fevzi Çakmak Balıkesir de Hüseyin Yapıcıya şöyle dedi. “ Babanın vücudunu gördün mü? Babanın çıplak vücudunda Yasin-i Şerif yazılı. Onun için kıymeti bilinsin!” Fevzi Çakmakla olan iyi münasebetlerden dolayı torunu Nizamettin Yapıcı çocuklarından birinin ismini Fevzi koymuştur. Süleyman Efendinin sülalesi de kendisi gibi okumuş, nefesi güclü kişiler den oluşuyordu. Bir keresinde dedesi Hacı Süleyman torununa şöyle demiştir. “ Süleyman ihmalsizlikler artıyor, halk Kuran-ı Kerimden uzaklaşıyor, sevmediğimiz devletlere uymaya başlıyoruz. Böyle giderse bu devlet yıkılır, başka bir devlet kurulur. İnşallah hayırlısı olur.”
NOT: Bu yazılanların birçoğu torunu Nizamettin Yapıcıdan alınan bilgilerle oluşturulmuştur.
NURİ HEKİM
Tokat'ın Reşadiye Kasabasında doğmuştur. Rüştiyeyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin son sınıfındayken Çanakkale Savaşına katılıyor. Daha sonra beş arkadaş(5 Tıp öğrencisi) kaçak ameliyat yaparken, o kişiyi öldürüyorlar ve hepsi oradan kaçıp değişik yerlere gidiyorlar. Cerrah Nuri Balya Kurşun Madenine geliyor. O zamanlarda köyümüzün muhtarı Köse Molla Mehmet hekimden faydalanmak için köye getiriyor ve buraya yerleşiyor. Ali kızı Zehra(İnce Nuri'nin halası)'nın elinde düzelmeyen bir yara vardır ve Zehra yı Nuri Hekime getirdiler. Nuri Hekim “Ben bu yarayı iyi ederim ama bu kızı da bana verin” der. Köye getiren Köse Molla Mehmet bu benim yeğenim, onları ben kolluyorum, sen onu düzelt, düğünü de kendisinin yapacağını söyler. Nuri Hekim Zehra nın elindeki yarayı iyileştirir ve evlenirler. Buradan 3 tane oğlan, bir tane kız olur. Kız daha sonra ölür. Evciler Köyünde uzun yıllar yaşadıktan sonra ilk önce Balyaya şirket doktoru olur, daha sonra İvrindi ye gider ve Hastanede Başhekimlik yapar. 1940 yılında vefat eder ve cenazesi İvrindi Mezarlığına konur.    
  MOLLA MEHMET
(1887 – 1959)

Ayan zade Hoca Efendinin talebesidir. Kırkağaç'ta köyden 3 kişi beraber medrese eğitimi aldılar. 1915 yılında en son icazetname alan talebelerdendi. Arapça Öğretmenliği yapıyordu. Askerlik yerine Çiğdemde Hocalık yaptı. Camii de vaaz verdiğinde halk ağlaşırdı. Zehirli böcek, sürüngen sokmazdı. Yılana dua okuyor ve yılana hükmedebiliyordu. Bir gün “Şahveren aşkı dur kocaoğlan” dedi ve yılan durdu, “geç koca oğlan” dedi yılan geçti. Hocalığın mesuletli olduğundan hocalığı bırakıp, hayvancılıkla uğraştı.    
MOLLA İBRAHİM
(1894 – 1953)

1894 yılında Evciler Köyünde doğmuştur. Kırkağaçlı Ayanzade Hoca Efendinin talebelerindendir. 1915 yılında Ayanzade Hoca Efendiden son İcazetnameyi alanlardandır. Bizim köyden son olarak Nuri Hoca, Molla İbrahim ve Molla Mehmet İcazetnameyi almıştır. Odasında birçok hoca gibi manevi olarak savaşan Mehmetçik'imize yardım eder. Kırkağaç'ta bir dereden geçerken ayakları yerden kesilir ve karşıya geçirilir. 1952 yılının Ağustos ayında nedeninin bilinmediği bir kıvılcımdan dolayı Ahmet Dağlının evi yanmaya başlar. Yangın tüm köylülerin çabalarıyla söndürülmeye çalışılır. O esnada Molla İbrahim gelir ve yangına okuntulu bir kağıt atar ve oradakilere “tamam, şimdi söner” deyip oradan ayrılır. Yangında diğer evlere atlamadan söner. Ölmesine yakın öleceğini bilir gibi tüm dostlarını ziyaret eder ve onlarla helalleşir. Ölmesinden bir gün önce tabutu alıp eve getirir. 1953 senesinde kafası secdeye kapanır gibi, oturduğu yerden ölmüştür.    
HATIP DEDE
1905 Yıllarında Evciler Köyünde doğmuştur. Köyde 40 yıl hocalık yapmıştır. Koca Hatıp olduğu söylenir. Konuşması güzel olan, dini bilgisi fazla olan kişilere hatıplık baraatı verilirdi. Hatıp Dede Hatıp'lık baraatını alanlardandı. Cuma da hutbeyi uzun yıllar okumuştur. En son hatıp Mustafa Şık'tır. Ali Molla da Koca Oba da hatıplık yapmıştır. İbrahim Efendi Camiye geldiğinde herkes ayağa kalkar. Bilgileri eşit olduğu için sadece Hatıp Dede ayağa kalkmazdı. Şapcı köyünde vefat etmiştir. 
HACI OSMAN EFENDİ
(1835 – 1905)

1895 li yıllarda Evciler Köyünde doğmuştur. O zamanlarda köyün en tahsilli kişisidir. II. Abdülhamit dönemlerinde köyde defterdarlık yapmıştır. Bu yörede askere gidecekleri Hacı Osman Efendi belirlerdi. İki oğlu dört kızı vardır. Gelin almaya gidilirken Hacı Osman Efendinin kızları gelmeden gelin alınmaya gidilmezdi. Nuri ismindeki oğlu babası devlet eli diye, beni kurtarır diye birini bıçaklar ve hapse girer. Hapiste ciğer hastalığına yakalanır. Babası bunu bildiğinden, onun gönlünü getirmek için İvrindi den güzel bir kızla söz yapar. Ama evlenmeden Nuri ölür. Kızda baba evine geri döner. Ahmet Vefik Paşa Balıkesir'den sorumlu olduğu zamanlarda Paşa dan korktuğundan Hacı Osman Efendinin başı titrek kalır. İbrahim Efendinin Kayınbabası dır. 1905 li yıllarda köyümüz de vefat etmiştir.